KIZILCABÖLÜK - DENİZLİ / TÜRKİYE

 
     
 
     
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 
   

KIZILCABÖLÜK' ÜN TARİHÇESİ

Kızılcabölük, Aydın - Karacasu - Muğla yol güzergahında yer alan, 1912 yılında kasaba olmuş, köklü bir tarihe sahip bir kasabadır. Atalarımız, Kayı kolunun Üçok boyundandır. Orta Asya'dan göç etmişlerdir. Beyin üç oğlundan biri Kızılhisar (Serinhisar) yönüne giderek burada yerleşmiş, ikinci oğlu Tavas Kızılca Kasabası'nda kalmış, Bey ile üçüncü oğlu da Kızılcabölük Kasabasının temellerini atmışlardır.

Önceleri dağınık bir yerleşim düzenine sahip olan Kızılcabölük'te halk, oba denilen 7-8 bölükte yaşarmış. Zamanla buralara hırsızlar dadanmış. Halkın dirlik ve düzenliği bozulmuş. Can ve mal güvenliği kalmamış. Bu durumdan rahatsız olan halk, zamanın  Muğla valisi Cevher Paşa'ya durumu bildirmiş. Cevher Paşa Kızılcabölük'te incelemelerde bulunmuş. Halkın şikayetlerinin giderilmesi için bir yerde toplanmasını istemiş. Günümüzde de kullanılmakta olan Kavak Camii'ni yaptırmış. Dağınık olan halk zamanla bu camiinin etrafında toplanmaya başlamış ve bugünkü Kızılcabölük Kasabasının temelleri böylelikle atılmıştır.

Yaşlılardan ve yazılı kaynaklardan edinilen bilgilere göre kasabamızın adı hakkında çeşitli bilgiler ve söylentiler vardır. Bu bilgiler ve söylentiler değerlendirilince hepsi aynı noktada birleşmektedir.

1- Kasabamız kurulurken dağınık olarak kurulmuş. Bunlara "Bölük" denilmiş. Bu bölükler kırmızı (kızıl) topraklı yerlerde yerleşmişlerdir. O nedenle kızıl topraklıların yerleştiği yer anlamına gelen "KIZILCABÖLÜK" adı verilmiştir.

2-  Ninelerimiz, başlarını kırmızı bir örtü ile örterlermiş. Dedelerimiz ve diğer erkekler de başlarına kırmızı fes giyerlermiş. Kırmızı börgülülerin, başlıklıların yaşadığı yer anlamına gelen "Kızılbörgü", "Kızılbörklü" adları ile anılmış. Bu adlar zamanla "KIZILCABÖLÜK" şeklini almıştır.

Kasaba idari yönden 1883 yılına kadar Muğla Menteşoğulları beyliğince kalmış ve 1883 yılında yapılan bir yönetim değişikliği nedeniyle Tavas İlçeleriyle birlikte Denizli iline bağlanmıştır.

Kızılcabölük, Denizli iline yaklaşık 50 km. mesafededir. Ege bölgesinin güney doğusunda Denizli'nin güneyinde yer alır. Kasabanın kuzeyi dağlık olup güneyi düz ovalıktır.  En yüksek yeri Çakıroluk Tepesidir. 

Halkın geçim kaynağını  tekstil, tarım, hayvancılık ve küçük el sanatları oluşturmaktadır. 500 civarında tam otomatik, 1500 civarında yarı otomatik ve 250 civarında el dokuma tezgahı ile Kızılcabölük bir sanayi kasabası durumundadır. 

Kasabada 3 İlköğretim okulu, 1 lise ve 1 adet Endüstri Meslek Lisesi bulunmaktadır. Faal vaziyetteki sağlık ocağı, postanesi, Tarım Kredi Kooperatifi, Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi ve belediyesi ile kasaba ve çevre köy halkına hizmet vermektedir.

Kasabanın devlet karayolu (Afrodisias - Karacasu) güzergahında olması nedeniyle yine bu güzergahtan Muğla ve Pamukkale' ye geçen turistlerin de uğrak yerlerindendir.  

Kasabanın kuzey kısmında mevcut ve halen kazı işlemleri tamamlanamamış (Heraklia - Salbase Hieronu) ve Ören tepesi her yıl yüzlerce turist tarafından ziyaret edilmektedir.

HERAKLEIA SALBAKE HIERONU

Herakleia - Salbase Antik şehri Selbase (Babadağ) sıradağının güney eteklerinde kurulmuştur. Şehrin deprem ve doğal afetlerle yıkılmasından sonra harebelerin pek çoğu yer altında kalmıştır.

Antik Coğrafya'ya bakıldığında Cariaile Phrigya bölgelerini birbirinden ayıran (Salbace) Babadağ Sıradağları'nın eteğinde Tabea (Tavas) Ovasına hakim sırtlarda kurulmuştur. Antik Kent Caria kenti olarak bilinir. Heracleia antik kenti ile Geyre - Karacasu'daki Aphrodisias kentini Tmelos çayı birbirinden ayırır. Her iki şehrin nehir tanrısı  Tmelos'tur.

Herakleia batısında Aphrodisias, güneyinde Apollonio ve Tabea, güneydoğusunda Sebastapolis ve Kidrama şehirleri vardır.

Eski çağlardan kalma bu şehrin kuruluş zamanını tesbit etmek için henüz hiç bir delil olmamasına rağmen (M.Ö. 1.) yüzyılda kurulmuş olduğu tahmin ediimektedir. Herakleia Salbase antik kentinin kalıntıları birbiriyle bağlantılı bloklar mevcut olup, bu blokların en büyükleri sekonder olarak duvar biçimini aldığı, birbiriyle dik açıdan kesişen yapıları meydana getirdiği bu duvarlarında caddenin korunması için yapılan bir hisara ait olduğu tahmin edilmektedir. Canlı insan figürleri arasında anne, baba ve çocukların bulunduğu dini töreni andıran bir topluluk, bir Klıne'nin başında bir çok kadın, oturan ve ayakta duran figürler, bir adamı taşlık bir bölgede bulunan kişilerle gösteren bir rölyef, ayakta duran Tanrıça Hera ve yenilmiş bir adamın yanında yay ile uğraşan bir diğer adam rölyefi, ayakta duran bir adam ile bir ağacın önündeki 4 sığır rölyefidir. Canlı figürler arasında tanrılarda bulunmaktadır. Afrodit, kucağı ve bacakları örtülü, üst bedeni açıkta olarak, Eros başaşağı duran delfin tarafından eşlik edilmektedir. Herakles, çenesinin altında düğümlenmiş bir aslan postu ve sol elinde Hesperides Ağacından aldığı elmalarla görülmektedir. Artemis dişi geyik üzerinde gösterilmiştir. Bir çok görüntü efsanevi veya tarihi savaşları temsil etmektedır.

KIZILCABÖLÜK'ÜN ATA MESLEĞİ EL DOKUMACILIĞI

Dokumacılığın yöreye kafkaslardan göçettiği bilinen insanlar tarafından getirilmiş olduğu sanılıyor. 16. Asırdan 19. Asırın ortasına kadar mekiği el ile atılan tezgahlarda dokuma yapılmış ve mamül madde olarak yalnız düz beyaz bezler dokunmuştur. 19. Asrın ortasından itibaren desenli alacalar dokunmaya başlamış 1870 senesinden sonra dış elbiselikler dokunmuştur.

El Dokumacılığında Has boya olarak kullanılan maddeler Kan, ot kökü, zeytinyağı, sirkenotu ( Mahalli ismi ) ve keçi karnından çıkarılan bir maya ile kırmızı ve şarabi boyalar yapılmakta iken 1880 senelerine doğru Avrupan Alizar, Şarabi, Sarı, Yeşil, Siyah, Çivit has boyaları 1910 senesine kadar kullanılmış, bundan sonra gene Avrupadan, solan boyalar ucuz fiyatla alındığı için has boyalar terk edilmiştir. El Dokumacılığı, rekabet karşısında ancak böyle ucuz maddeler kullanmak mecburiyetinde kalmıştır. Tabii bu zamanda kullanılan iplik elde bükülmekte idi. Bu ipliğe mahalli olarak ham ipliği denir. Mekiği el ile atılan tezgahlar 1940 senesine kadar devam etti. Bu tarihten sonra Elektrik ile çalışan yarı otomatik tezgahların kullanılmaya başlanması ile birlikte El Dokuma tezgahları unutulmaya yüz tutmuştur.

İnsanların teknolojiye doymaları, geriye dönüş ve geçmişe özlem duygusuyla Atadan dededen kalma yöntemlerle bir kaç kişinin girişimleri ile El Dokumaları son 5 yılda yaygınlaştırılmıştır. El Dokuma ürünlerinde herhangi bir baskı yöntemi kullanılmıyor. Desen tamamen dokuma ile veriliyor. Kimya bilimi ile ilgili olmayan bir eğitimi olmayan bu insanlar doğal boyalarla çalışıyorlar.El dokuma tezgahlarının seslerinin hiç kesilmediği beldemizde her ev doğal bir atölye niteliğindedir.

Dokumanın ham maddesini pamuk ipliği oluşturmaktadır. Pamuk ipliğinin dokumaya dönüştürülmesi için bir çok evreleri vardır. Bunlar sırasıyla:

- Pamuk ipliğinin temini.

- İpliğin dövülmesi (İplik önce çile makinalarında kelep haline getirilir, kelepler birbirlerine zincir şeklinde bağlanıp küçük havuzlarda (ahar) ıslanır. Sonra tokmakla düzgün ve pürüzsüz büyük bir taş üzerinde dövülür (tokmaklanır). Dövme süresi ortalama bir paket (20 kelep) iplik için 15 dakika kadardır.

- Kazserleme (İpliğin ağartılması)

- Muhtelif renk boyalarının yapılması (İpliğin boyanması)

- Haşıllama (Boyama işlemi bitince cansız iplik burada sertleştirilir, kullanıma hazır hale getirilir.)

- Kalem sarma (Haşıldan çıkan ipliğin çözgü yapılabilmesi için küçük bobinlere (kalem) sarılması gerekmektedir. Önceleri çıkrıkla yapılan bu işlem, günümüzde bobinvar denilen makinalarla yapılmaktadır.

- Yapılacak dokumanın çeşidine göre ya tarak çekme yada tarak ulama denilen işlem.

Kızılcabölük'te dokumanın tarihi el tezgahlarına dayanmaktadır. El tezgahları mahalli ihtiyaçları karşılamak için eskiden beri kullanılan ağaçtan yapılmış tezgahlardır. Hareketlerini insan gücünden alırlar. Çerçeve hareketleri, üzerine sırayla basılan pedallarla, mekik takarak vurma hareketi ise tamamen elle sağlanır.

Dokumacılık tarihi 400 yıl öncesine kadar dayanan Kızılcabölük'te 1959 yılında kurulan büyük jeneratör tesisiyle ilk elektrikli tezgahlar çalışmaya başlamıştır. 1968 yılında normal elektrik şebekesinin hizmete verilmesiyle günümüze kadar gelen el dokumacılığı, yarı otomatik ve tam otomatik dokumacılık devam ettirilmektedir.